19 Mart 2013 Salı

ANAYASALAR NEDEN YAPILIR?




                Bir soru ile başlayalım konuya:
                Devletin yasaları neden yapılır? Kimler için yapılır? Kimlere uygulanır?
               İşte bu soruları, kendini "Devlet büyüğü" olarak gören soytarılara defalarca sordum.   Hatta 3071 sayılı dilekçeye cevap hakkı kanununa sığınarak, kendini "Devlet büyüğü" gören bu canilerin, sorularıma cevap vermelerini ısrarla istedim.
                Rabbim şahidimdir, işte bu aşşağılık "Devlet büyükleri"miz, kendi çıkardıkları "dilekçeye cevap hakkı  kanunu"nu ısrarla çiğnedikleri gibi, hakaret ettiğimi iddia ederek şahsıma çok sayıda davalar açtılar,  ifadelerimi aldırdılar.
               "Devlet büyükleri"mize hakaret ettiğim iddialarıyla ifadelerimi alan savcılar, şahsıma "suçlu" muamelesi yapmadıkları gibi, yasak olmasına rağmen odalarında sigara bile ikram ettiler. Ben de zevkle tüttürdüm. Çay ısmarladılar, zevkle içtim. Hatta ayakta karşılayıp, ayakta uğurlayanlar oldu, son derece memnun oldum.
                Yaşadığım bu davranışlara bizzat şahit olmamdan sonra, başımızdaki eşkiya ÇETE'nin, savcılara ve hakimlere ağır baskılar yaptığını, yazdığım hakaret dolu yazılar nedeniyle ifademi almak istemediklerini, fakat yukarılardan gelen baskılar sonrasında mecbur kaldıklarını öğrenmem için yeterli derecede tüyo sundular.
                Şu bir gerçek: Savcı Devletin savcısı, Hakim Devletin hakimi, fakat baskı yapan ÇETE'nin elinde oyuncak olmuşlar, sürülmekten, görevden alınmaktan ve hatta Ergenekoncu ilan edilmekten korkuyorlar.
               Savcı ve hakim sıfatlı memurlarımız aslında bölünmüş değiller. Var olan yasaları  uygulamak yerine, dayatmalarla, gözdağı vermelerle, aba altından sopa göstermelerle yönlendiriliyorlar.
               Yukarıda sunduğum "çay-sigara" ikramları da bunun göstergesi...
               Ayakta karşılanmak, ayakta uğurlanmak her "suçlu"nun görebileceği bir durum olamaz ve  "suçlu" şahıslara nasıl muamele çekildiğini tam yedi senedir görüyoruz.
               Devletimin savcısı ve hakimi, onurlu bir savaş içinde olduğumun farkında.
               Çaktırmadan destek çıkan bile oldu ve bunu deşifre etmem saygısızlık olur.
               İşte Devletimin savcıları ve hakimleri, sindirme ve susturma, hatta kafakola alma taktikleriyle bertaraf edilmiş durumda.
             Tepelerindeki ÇETE baskısı sonrasında bu memurlarımızdan, "yemin ettikleri" mesleklerini icra ederken "vicdani kanaat" beklemek ahmaklık olur.
            Tepesinde nöbet bekleyen ÇETEde vicdan yok ki, memurundan vicdan bekleyelim...
            Baskıyla vicdanı ele geçirilmiş bu memurlarımızın önüne hangi yasayı koyarsanız koyun, vicdani kanaatini yasalar yönlendiremez, başındaki ÇETE yönlendirir.
              İşte bu sebeple yapılan her yasa cılktır, koftur, hayvan gübresi kokar...
              Dayatmayla yönlendiren Eşkiya ÇETE'nin derdi "birilerini" linç etmektir.
              Geçmişlerden büyüterek beslediği "kin"ini fırsatı bulunca kusmaktır.
              Darbe palavralarıyla darbe yapmaktır.
              Kuşatma palavralarıyla, istemediklerini kuşatmaktır.
              Yapılamayanı yapmaktır...
              Birilerini darağaçlarında sallandırmanın yollarını açmaktır...
              Avrupa kriterleriymiş... Külahıma anlatsınlar... Yiyen varsa, yesin...
              Burası Türkiye... İtalya değil, Almanya değil...
              İrtica tehlikesi İtalya'da yok ki, İtalyan anayasasını benimseyelim?
              İtalya'da faşizm tehlikesi bile yok. Faşizmin en tehlikelisini yaşamış bir millet.
            Sen Türk Milletine, Türk gibi değer vereceksin ve Türk Milleti için anayasa hazırlayacaksın...
             Var olan Devletin bütünlüğü için Anayasa hazırlayacaksın, irticaya, gericiye, caniye, bölücüye, haine ödün vermeden yapacaksın...
              Birilerini linç ederken, diğerlerini ödüllendirmeyeceksin...
              Yapacağın Anayasanın ilk maddesi de şu olmalı: Cinayetleri örtbas edenler, 84 kere hırsızlık yapanlar,  oğlunu asker kaçağı eylemek için sahte rapor düzenletenler, vicdanlar sömürülerek toplanan paraları zimmetine geçirenler, tarihi eser kaçakçılarıyla suç birliği yapanlar milletvekili olamazlar, eğer oldu iseler derhal Adalet önünde hesap vermelidirler.
              Eğer yeni Anayasada böyle bir madde olmayacaksa, demek ki bu Anayasayı hazırlayanlar alçaktır, namussuzdur, şerrefsizdir... Hatta hayvan gübresidir.
              12 Eylül darbesi için yargı yolu açılacakmış...
              Türk Milleti bilsin ki, eğer 12 Eylül olmasaydı, şimdi Türkiye Cumhuriyeti isminde bir devlet olmayacaktı...
             Ülkemizin büyük bölümünün ismi Kürt-İslam Devleti, Doğusu Ermenistan, batısı Yunanistan sınırları içinde yer alacaktı...
               Zaten 1980 öncesi planları işte bu okuduklarınız üzerine yapılmıştı.
               Kenan Evren ve diğer dört Paşa, işte bu oyunu bozdu.
               Şimdi bu beş Paşa ve generallerin tamamını linç etmek için planlar hazır.
             Kısacası: Rum Tayyip ve hırsız ÇETE'si, Deniz Feneri Boklu Kuyusunu açmamak için, yeni gündemler oluşturacak ve hırsız şeriatçı basına malzeme sunacak...
              Oysa Türk Milletinin farkına hala varamadığı bir tehlike sürüyor:
           Anayasayı değiştirmeleri dahil, tüm açılımlar ve saçılımlar, tek bir noktaya odaklanıyor ve o da: ŞERİAT ADI ALTINDA FAŞİST BİR DEVLET KURMA ÇABASI.
              Ülkemizin yetkili ve ilgili makamlarını ısrarla uyardım... Dinletemedim.
             21 internet sitem mühürlenmesine rağmen, 10 sene  hapis giydirmelerine rağmen, işte görüyorsunuz hala olacakları kamuoyuna sunmaya devam ediyorum.
              Anlattığım konular hakkında ifademi alan olmadığı gibi, yalanlayan da yok.
              Başımızdaki aşşağılık eşkiyanın, ülkemizi nerelere götürdüğü ortada.
              PKK'lılar korsan gösteriler düzenleyip baştacı olurken, caniler affedilirken...
            Hizbullahçılar ve Fethullahçılar Devletin önemli noktalarını tek tek ele geçirmişken, biz Türk Milleti  hala uyanamadık, olan biteni öküz misali seyrediyoruz.
              Ellerimizde Türk bayraklarıyla sokaklara dökülmüyoruz...
             Korsanlarla işimiz olmaz, yasal mitingler düzenleyip Fethullahçı hainleri lanetlemiyoruz, yerin dibine sokmuyoruz, aşağılamıyoruz...
              Aşşağılık kasaplara kellemizi teslim ediyoruz.
              Hizbullahçı Hırsız Tayyip her boku yiyor, bizler sadece sırıtıyoruz...
              Hizbullahçı Hırsız Tayyip sayesinde dünyada soykırımcı ilan edildik.
              Türk Milleti bu kadar aşağılık mıdır?
              Türk Milletinin kanı bu kadar bozuk mudur?
              Oysa bozuk olan Hırsız Tayyip ve hırsız ÇETE'sidir.
              Aşşağılık RUM, Türkiye Cumhuriyeti'ni esir almıştır ve her boku yemektedir.
              Sahi, nasıl oldu da bu kadar salaklaştık? Nasıl bu kadar aptallaştık?
              Topyekün Ermeni mi olduk?
              Paşa gönlünüz bilir...
              Vatandaş Kenan'ın sadece bir tane canı var.
              Faşist bir devletin aşşşağılık yalakası olmaktansa...
              Ülkesinin varlığı için canını seve seve verir...
              Ya sizler, bu ülkenin gerçek sahipleri, Türk Milleti:
              RUM Tayyip'in dayatmalarına boyun eğecek kadar aşağılık mısınız?
              Yeni bir Anayasa ile ne bok yemek istediği ortada değil mi?
              Faşist düşüncelerle hazırlanmış bir "taslak" bu ülkeyi felakete götürür.
              Hala uyanamadınız mı?
              YENİ OSMANLI DEVLETİ kuruluyor...
              Mason Fethullah'ı  HALİFE ilan etmenin yolları açılıyor...
              Oynanan bu oyunlara gelecek kadar ahmaksanız...
              Ne diyeyim, sizler Türk Milletinin bir parçası olamazsınız.
              Koro halinde devam: Hepimiz Ermeniyiz... Hepimiz Rumuz...
              Korkak maskaralar...                     31/03/2010


RÜŞVET YİYEREK SÜREKLİ SAYFALARIMIZI SİLEN FACEBOOK HESAPLARIMIZI KAPATTIK. BUNDAN SONRA SADECE TWİTTER’DEYİZ:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder