19 Mart 2013 Salı

DİN MASKELİ KANLI TERÖR ÖRGÜTÜ HİZBULLAH

Fotoğrafta işaretli iki kişi Hizbullahçı katildir.

DİN MASKELİ KANLI TERÖR ÖRGÜTÜ HİZBULLAH

BÜLENT ARINÇ'A SUİKAST MASALINI HATIRLAR MISINIZ?
İŞTE O GÜNLERDEN BAŞLAYALIM:

            Genelkurmay binası içinde Fethullahçılar için köstebeklik yapan, bilgi sızdıran, Albay rütbesinde bir ordu mensubu tesbit edilmişti. Ordumuzun istihbarat birimleri harekete geçti ve Fethullahçılar için çalışan bu Albay'ı takibe aldı. Tayyip'in AKPİT'i (yani Hizbullah Terör Örgütü) de durumu farketti ve onlar da istihbarat subaylarını takibe aldı. Fethullah'ın köstebeği Albay'a durum bildirildi. Zincirleme takip yaklaşık bir ay sürdü. İstihbarat subaylarımız, köstebeklik yapan Albay'ın kimlerle irtibat kurduğunu çözmeye çalıştığı bir sırada, 19 Aralık 2009 günü, Tayyip'in AKPİT'i olaya el koydu ve durumu Hizbullahçı polislere bildirdi. Amaç, istihbarat subaylarımızın KÖSTEBEK ALBAY'a ulaşmasını engellemekti ve başardılar. Çünkü bu köstebek, Bülent Arınç'la bire bir iletişim kuruyor, Genelkurmay Binası içinde olan biteni eksiksiz iletiyordu. Son bir yıl içinde eşiyle birlikte çok kere (bu ortaya çıkarılabilir) Bülent Arınç'ın Çukurambar’daki evinde konuk olduğu gibi, en az elli defa da telefon konuşmaları gerçekleşti. Fakat istihbarat subaylarımız, Köstebek Albay'ın Bülent Arınç'a bilgi sızdırdığını bilmiyorlardı. Çukurambar ve civarında oturmadığı tesbit edilen bu  Köstebek Albay defalarca takip edilmiş, Bülent Arınç'ın ikamet ettiği binaya girmişti. Yine aynı Köstebek Albay, aynı semt civarında farklı zamanlarda başka binaları da ziyaret etmiş, istihbarat subaylarınca takibe alınmıştı. Sonuca ulaşmak üzereyken, Tayyip'in AKPİT'i, Ordumuz içindeki yüzlerce köstebekten biri olan bu hain Albay'ın ele geçirilmesine engel oldu. Yani Tayyip, Fethullah'ın köstebeğinin deşifre olmaması için, düzmece iftiralar hazırlatıldı ve Bülent Arınç da bu iftiraları bizzat kamuoyuna açıkladı. Ordumuzun tasfiye edilmesi için uygulanan iftira kampanyalarına bir yenisini daha ekledi. Tıpkı terörist ilan edip cezaevlerine kapattığı şerefli subaylarımıza uygulanan linçler gibi, bu suikast iftirası sonrasında çok sayıda subayları cezaevine postalama planları yapıldı.  Ordumuzu karalamak için yapılmış bir plan olduğu ortadaydı. Bu hainler, kendi pislikleri için açılan dava olan Deniz Feneri Hırsızlıkları için yandaşlarından “gizlilik” kararı çıkarttırmışlar, fakat çok gizli yürütülmesi gereken konuları bilerek ve isteyerek deşifre etmişler, hain olduklarını bir kez daha  Türk Milletine ispat etmişlerdir.
                  Allah belanızı versin. Kalleş hainler...
                 Fethullah'ın savcıları, Vatandaş Kenan'a da aynı hainliği yaptılar. Suç delili CD vardı... Fakat bir türlü ortaya çıkmadı.  Ordumuz bu hainlikleri yutmamalı ve içindeki Fethullah'ın köstebeklerini ortaya çıkarmak için ne gerekiyorsa yapmalı.
                 İşte gerçek bu... Yukarıda anlattıklarımın yalan olduğunu söyleyen her kimse, bu ülkenin aşağılık bir hainidir.    Bülent Arınç'ın telefon kayıtlarını gelin hep birlikte inceleyelim. Kimlerle kaç defa irtibat kurduğu da ortaya çıkaralım. Vatandaş Kenan ve ekibi, gönüllü olarak  bu pislik tezgahı ortaya çıkarmaya hazır. Köstebek Albay'ın kimliğini deşifre edeceğime de söz veriyorum. Yeter ki Genelkurmay, Vatandaş Kenan'ı muhataba alıp yetki versin. Son üç gün içinde yaşanan her şey, Fethullah’ın müridi Tayyip’in sivil bir darbesidir. Ordumuza yönelik ilk darbe başarıldı ve tüm gizli kapılar açıldı. Tüm gizli bilgiler şimdi Fethullah Terör Örgütü’nün eline geçti. Bu kanlı örgütün, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni çökertmek için hiçbir engeli kalmadı. Şeriat ilan edilmiştir. Türk Milleti’ne hayırlı olsun…  
             İşte görüldüğü üzere,  Hizbullahçı Hırsız Tayyip ve emrindeki Fethullah Terör Örgütü, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni çökertme ve Türk Ordusu'nu bitirme planlarına, komplolarla ve kalleşliklerle aynen devam etmekteler. Bu hainlerin gizli amacı artık tamamen ayyuka çıkmıştır.
                 Hainlerin, tek güvencemiz kalan  Türk Ordusu'nu bitirme planları bozulmalı ve subaylarımızı hedef alan komplo ve kalleşliklere göz yumulmamalıdır. Tayyip'in ve ÇETE'sinin zulümleri karşısında yıpratılmaya çalışılan subaylarımızı yalnız bırakmak, onları çaresiz bırakmak Türk Milletine yakışmaz. Onlar Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bölünmez bütünlüğü için çalışıyorlar. Onların her biri Türk Milleti'nin bir parçası kardeşimiz, evladımızdır. Tayyip'in ve ÇETE'sinin zulümleri karşısında subaylarımızı yalnız bırakmak, Devletimize ve Milletimize ihanet değil de nedir?
                Esrehber.tv, Türk Milleti'nin varlığı için canlarını ortaya koymuş bu evlatlarımızı, kardeşlerimizi  desteklemek için seferberlik ilan etmiştir. Ülkemizin bölünmez bütünlüğü için çalışan tüm partilerimizde, tüm televizyon kanallarımızda, tüm gazetelerimizde, tüm internet sitelerimizde, tüm işyerlerimizde ve tüm evlerimizde... Ay Yıldızlı bayrağımızı dalgalandırarak destek vermeliyiz. "Ordu Millet elele" mitingleri düzenlemeliyiz ve hain PKK'lılara, hain Fethullahçılara  nasıl tokat atılır, tüm dünyaya göstermeliyiz.
                Ergenekon safsatalarıyla subaylarımızı linç eden hain Fethullahçıların asıl amaçlarını Milletimize anlatmalıyız.
                 Rum ve Arap kırması Bülent Arınç'ın hainlikler dolu iftiralarını Milletimize anlatmalıyız. Basına anlattığı tüm hikayelerin yalan ve düzmece olduğunu, aslında kendi pisliklerini kapattığını bilmeliyiz. "Suikast" palavrasının, "Türk Silahlı Kuvvetlerini bitirme planları"nın bir parçası  olduğunu tüm dünya öğrenmeli. "Subayımız şaşal su istemiş de... Elindeki kağıt parçasını yutmak istemiş de... Karakoldaki polisler bu işe engel olup kağıdı almışlar da... Kağıtta Bülent Arınç'ın apartumanının ismi yazılıymış da..."
                  Esrehber.tv istihbarat bürosu araştırdı: RUM kökenli Bülent Arınç'a suikast iddiası tamamen  yalan-dolan, düzmece ve de iftira... Komplo ve kalleşlik desek daha doğru... Söylenenlerin hiç bir surette aslı ve astarı yok. Bu anlatılanlar yaşanmadı. Subayımızın cebinde kağıt parçaları vardı. Ancak Bülent Arınç'ın anlattıklarıyla hiç bir ilgisi yok. Bülent Arınç bu yalanları kusarken, aslında kendi pisliklerini kapatıyordu. Aslı RUM ve ARAP olan bir hainin kustuğu iftiraları ve komploları... Amacı zaten ortada:Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kökünden kazımak ve Şeriat'ı ilan etmek...
                 Yalan haberlerle insanlarımızı kandıran şerrrefsizleri lanetliyoruz.
                 TRT, ATV, Samanyolu TV....  Allah belanızı versin...
                 Bülent Arınç'ın RUM olduğunu, anasının ARAP olduğunu, dedesinin "şeriat'ı" ilan ettiğini, daha sonra da alnına kurşun sıkıldığını anlatmadım mı?
                 Bu hain, Vatandaş Kenan'a "iftira davası" açtı mı? Neden açmadı?
                Yalanlarla insanlarımızı kandıran Şeriat'çı TV'ler neden bunları anlatmadı?
                 Doğruları anlatmanın bedeli: Nezarethanelerde sürünmek oldu... Cezaevlerinde susturulmak oldu... İftiralarla yargılanmak oldu... Komplolarla pusu kuruldu...
                 İlaveten: İftiralarla 10 sene hapis ve deli raporu...
                 Allah bin türlü belanızı versin...
                 Biraz erkeklik örneği gösterin de Millete doğruları anlatın artık. Ciğeri beş para etmez terörist Ahmet Kürt kadar olamadınız. Ahmet Kürt kıvırıyor mu? Atasının APO olduğunu ve Kürt devleti kurmak için "demokratik" mücadele etmeye devam edeceklerini anlatıyor. Bu adam yalana dolana sapmıyor, Kürt devleti kuracaklarını söylüyor. İşte bunun için dedim ki: AKP, DTP'DEN BİN KAT FAZLA TEHLİKE...
                Fakat "üç kuruşluk adam", kıvırıyor... Dansöz gibi...
                "Yeni Osmanlı Devleti"ni kurmaya çalıştıklarını ve Şeriat'ı ilan edeceklerini bir türlü söyleyemiyor. "Hizbullah'ın lideri değilim" diyemiyor. "Fethullah Terör Örgütü ile bir bağım yok" diyemiyor.  PKK ile bağlantısının olmadığını ispatlamak için  PKK'lı belediye başkanlarını "göstermelik" gözaltına alınma emrini veriyor, bir çoğunu cezaevine postalıyor. Bu düzmece senaryolara inanan aptaldır, ahmaktır... Askerlerimizi katleden çapulcular dağdan iniyor, yargılama sonrası hepsi salıveriliyor. Gelin görün ki hiç bir terör eylemine karışmamış, Mehmetçik katletmemiş 25 şahıs cezaevine gönderiliyor. Şimdi kim inanır sizlerin samimiyetine? Bu yapılanlar, düzmece işler değil de nedir? Türk Milleti'ni ahmak yerine mi koyuyorsunuz?
                Hizbullahçı Hırsız Tayyip, teröristbaşı APO kadar olamadı... Yazık...
               Hayatı ve Başbakanlığı yalanlarlar, hırsızlıklar ve düzenbazlıklar üzerine kurulu...
              Oysa... Şeriat Devleti'nde hırsızlığın cezası bellidir. Yalanın cezası bellidir. Düzenbazlığın cezası bellidir. Göz yumduğu cinayetlerin cezası da bellidir.
               Eğer RUM ve ARAP tohumlarıyla  işbirliğine devam edip Şeriat'ı ilan ederse, Şeriat'ın hükümlerinden kurtulacağını sanmasın. Hırsızlık eden uzvları kesilir... Düzenbazlıklara imza atan parmakları koparılır...
                Boşuna çabalıyor... Sonunu kendi elleriyle hazırlıyor...

                       TÜRK MİLLETİ'Nİ OLUŞTURAN İNSANLARIMIZ BİLMELİ:

              "Türkiye Cumhuriyeti Devleti, büyük bir ülke olarak kalmak istiyorsa, önce iç güvenliğine koşulsuz sahip çıkmak zorundadır. Bunun da olmazsa olmaz koşulu, askeri-sivil, tüm istihbarat kuruluşlarındaki "çürük elmaların" ayıklanmasıdır."
                İstihbarat çalışmalarımızdan anlaşılmıştır ki, Askeri İstihbarat kuruluşlarında hiç bir surette "çürük elma" bulunmamaktadır.  Ancak...
             Ordu içine sızmış 700 civarında Fethullahçı, Ordu'ya ait gizli bilgileri  Şeyh'lerine ve Şıh'larına... Onlar da ABD'ye ve İsrail'e aktarıyor. Bu bilgiler doğrultusunda AKPIT+CIA+MOSSAD, Türkiye Cumhuriyeti Ordusu'nu çökertme planları uyguluyorlar.Büyük Ortadoğu Projesi'nin amacı da zaten bu...
             Genelkurmay; iftiralarla Paşalarımızın linç edilmeye, Ordumuzun tasfiye edilmeye çalışıldığı şu evrede, Teröristbaşı Fethullahın köstebeklerini ortaya çıkarmazsa, alınlarına birer kurşun sıkmazsa, Türk Ordusu 2012 senesi içinde çöker.
             "Safra atar gibi... Ajan yakalar gibi..."
             Bilgisayara girmiş virüsü temizler gibi temizlenmeli...
             Gerekiyorsa format çekilmeli, ama mutlaka temizlenmeli...            
            Yakalanan her köstebek Divan-ı Harb'e teslim edilmeli, intihar ettirilmelidir.   Hizbullahçılar, Generallerimizi  ve Türk Milletini nasıl haklamaya çalışıyorlarsa, aynı taktikler uygulanmalıdır.
            Başta Emniyet Teşkilatı'mız ve  Milli İstihbarat Teşkilatı olmak üzere çok sayıda devlet kurumları, Hizbullah'ın eline geçmiştir.  Ülkemizde  T.C. Adaleti diye bir şey kalmamıştır.  Vatandaş Kenan, bu anlattıklarının bire bir şahididir...
            Türkiye Cumhuriyeti'nin güvencesi olan Türk Ordusu'nu kaybetmek istemiyorsak, "Ordu Millet elele" mitinglerine ve bayrak seferberliğine tüm insanlarımız katılmalı,  Fethullahçı çeteler lanetlenmelidir.     
            Aşağıda anlatılanları dikkatle okuyunuz ve liderlerinin aslı RUM, GÜRCÜ ve ERMENİolan Hizbullahçıların kalleşlik dolu oyunlarına gelmeyiniz....  


       DİN MASKELİ KANLI TERÖR ÖRGÜTÜ
                                          H İ Z B U L L A H
              21 Ocak 1999'da  Hizbullah'ın devlet içine kadar sızdığı anlaşıldı. Hizbullahçı olduğu öne sürülen Başbakanlık'ta idari ve mali işlerde görevli Abdussamet Yıldız, bir operasyonla görevi başında gözaltına alındı.

             Necmettin Erbakan'ın başbakanlığı döneminde Başbakanlık'ta göreve başlayan Abdussamet Yıldız'ın, devletin hassas kayıtlarına ulaşabilecek pozisyondaki kritik görevinin "bilgisayar operatörlüğü" olduğu tespit edildi.


           BİLİYOR MUYDUNUZ?  Hizbullah terör örgütü tarafından domuz bağıyla öldürülüp gömülen ve daha sonra yapılan kazı çalışmalarında çıkartılan 72 cesetten 14’ünün kendi örgüt mensupları olduğunu biliyor muydunuz?
          BİLİYOR MUYDUNUZ? Ö.E isimli pavyonda çalışan bir kadının Hizbullah terör örgütü mensubu M.S.K ile evlendiğini, örgütün bu evliliği tasvip etmeyerek Ö.E’yi, M.S.K’nın kardeşi ve amcasının oğluna öldürttüğünü, daha sonra örgütün önce M.S.K’yı sonra da Ö.E’yi öldüren M.S.K’nın kardeşi ve amcasının oğlunu kendi örgüt mensuplarına öldürttüğünü ve mezar evlere gömdüğünü biliyor muydunuz?
          BİLİYOR MUYDUNUZ?  Hizbullah terör örgütü liderlerinden birinin zekat adı altında toplanan haraçlarla İstanbul’un lüks semtlerinin birinde 120 bin dolara alınan villada oturduğunu, örgüt mensuplarının ise yoksulluk ve sıkıntı içerisinde ailelerinden uzakta yaşadığını biliyor muydunuz?
        BİLİYOR MUYDUNUZ? Hizbullah terör örgütünün mali kaynak sağlamak için cinayet, hırsızlık, gasp ve soygun eylemlerini gerçekleştirdiğini, hatta örgüt mensuplarının 1995 yılı içerisinde çeşitli il ve ilçelerdeki camilerden halı ve kilim çaldıklarını biliyor muydunuz?                 

 
          Ülkemize karşı yıkıcı bölücü faaliyet gösteren iç tehdit unsurlarından biri olan irticai terör örgütleri, Türk halkının dini duygularını istismar ederek hedeflerine ulaşmak için “dini” maske olarak kullanmaktadırlar. Dini semboller ile halkın karşısına çıkan ve devleti "din düşmanıymış" gibi gösteren bu örgütler bilinçsiz halk kitlesini devlete karşı kışkırtmaya çalışmaktadırlar. Türkiye'de din maskesi ile ortaya çıkan Hizbullah, İBDA/C, Tevhid-Selam, İslami Hareket gibi terör örgütleri laikliği dinsizlik olarak göstererek toplumu kamplara bölmeye çalışmaktadırlar.  Bununla birlikte, bu terör örgütlerinin gerçek yüzleri  medyaya yansıyan mezar evler ve katliamlar ile ortaya çıkmıştır.

           Türkiye’de rejimi değiştirip şer'i hükümlere dayalı bir devlet kurmayı hedefleyen başta Hizbullah terör örgütü olmak üzere İBDA/C, Tevhid-Selam, İslami Hareket, Hizb-Üt Tahrir, Acz-i Mendi gibi irticai örgütlerin üst düzey yöneticileri ve kilit noktalarındaki mensupları Ermeni, Süryani, Rum ve Gürcü asıllılardan oluşmaktadır. Yine bu örgütlerin üst düzey sorumlularının yanı sıra yapılan eylemlere karışan mensupları arasında da çok sayıda Ermeni, Süryani, Rum, Gürcü  ve Rus asıllı provokatörler bulunduğu tespit edilmiştir.
            Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni çökertmeye çalışan bu örgütler, 2002'de Tayyip'in iktidara gelmesiyle işbirliği içine girdiler. Sosyalist olarak gördükleri ve dışladıkları PKK ile birlikte hareket etmekteler. Hizbullah, İBDA/C, Tevhid-Selam, İslami Hareket, Hizb-Üt Tahrir, Acz-i Mendi ismiyle yasadışı örgütler kuranlar, tam 7 senedir Fethullah Terör Örgütü adı altında güç birliği yapmaktalar ve Türk Ordusu'nu bitirme gayretindeler.
             Bu örgütleri yönetenlerin, yönlendirenlerin, Türklükle ve Müslümanlıkla hiç bir ilgisi olmadığı gibi, liderleri de Türk ve Müslüman değildir.


             Hizbullah terör örgütünün lideri Hüseyin Velioğlu'nun eşi Hayriye Velioğlu'nun dedesi Favlus  ve ninesi Saro Hıristiyan Süryani'sidir. Ayrıca, Hüseyin Velioğlu   1978 yılında Durmaz olan soyadını  Velioğlu olarak değiştirmiştir. Velioğlu'nun ninesinin ismi  olan Suse, Ermeni ve Süryani asıllılar tarafından kullanılmaktadır.
            Hizbullah terör örgütünün doğal lideri 1961 Batman-Gercüş doğumlu İsa Altsoy’un dedesi Melküm ve ninesi  Mence  Ermeni asıllıdır
          Hizbullah terör örgütünün para kasası 1961 Mardin-Mazıdağı doğumlu Sulhadin Ürük  Ermeni asıllıdır.  Sulhadin Ürük, Adana'nın Pozantı İlçesi'nde terör örgütü Hizbullah'a ait yayla evine düzenlenen baskında ölü ele geçirilmiştir.
·                  Hizbullah terör örgütünün askeri kanat sorumlularından olan 1972 Diyarbakır-Silvan doğumlu Mahsum Barut'un  dedesi Astur ve ninesi Kute Ermeni asıllıdır.
             Hizbullah terör örgütünün askeri kanat sorumlularından olan 1971 Van doğumlu Gürsel Aldemir'in dedesi Akup ve ninesi Sirpahi Ermeni asıllıdır. 
             Hizbullah terör örgütünün arşivcisi 1977 Mardin-Nusaybin doğumlu Abdulhalim Türe'nin büyük dedesi Birhu ve ninesi Delu Süryani asıllıdır. 
             Hizbullah terör örgütü lideri Hüseyin Velioğlu’nun kayınbiraderi ve İslami Hareket Örgütü Şura üyesi olan İhsan Deniz Süryani asıllıdır.
                   A.Gaffar OKKAN suikastı zanlıları
               Ermeni asıllı Hizbullah terör örgütü mensubu
        Saim Bamidici (Ermeni asıllı): Seyfettin-Nafiye’den olma Saim Bamidici, 1977 Silvan doğumludur. Babasının dedesi Bedros ve ninesi Meryem Ermeni asıllıdır. 24 Ocak 2001 günü gerçekleştirilen ve Emniyet Müdürü A.Gaffar OKKAN ile birlikte 5 polis memurunun şehit edilmesi, 5 polisin de yaralanması eylemi ile ilgili olarak 3 Şubat 2001 tarihinde yakalanarak gözaltına alınan ve 12 Şubat 2001 günü sevk edildiği Diyarbakır DGM Yedek Üyeliğince tutuklanan Saim Bamidici, Hizbullah terör örgütü mensubu olmak suçundan 22 Eylül 2003 tarihinde TCK 168. maddeden yargılanarak 12 yıl 6 ay ağır hapis cezası almıştır.
  Ermeni ve Süryani asıllı Hizbullah terör örgütü mensupları
              Mahmut Akyol (Süryani asıllı): Süleyman-Caziye’den olma Mahmut Akyol, 1972 Mardin- Dargeçit doğumludur. Ninesi Zefiri Akyol Hıristiyan Süryani’sidir. Hizbullah terör örgütü mensubu Mahmut Akyol,  03 Mayıs 2001 tarihinde TCK 168. maddeden yargılanarak 13 yıl 9 ay ağır hapis cezası almıştır.
             Ramazan Akyol (Süryani asıllı): Hizbullah terör örgütü mensubu Mahmut Akyol'un kardeşi Ramazan Akyol da Hizbullah terör örgütünün faaliyetlerine katılmak, yardım ve yataklık yapmaktan ceza almıştır.
             Aydın Akboğa (Ermeni asıllı): Salih-Saniyeden olma Aydın Akboğa, 1974 Lice doğumludur. Büyük dedesi Vahanis ve ninesi Vargik Ermeni asıllıdır. Hizbullah terör örgütü mensubu olmaktan 20 Haziran 1998 tarihinde tutuklanmıştır.
             Şükrü Ayazgün (Ermeni asıllı): Muhittin-Havva’dan olma Şükrü Ayazgün, 1969 Diyarbakır doğumludur. Hizbullah terör örgütü mensubu Şükrü Ayazgün’ün büyük dedesi Bogus ve ninesi Suzan Ermeni asıllıdır.
            
·                       Aydın Kaysi (Süryani asıllı): 1965 Siirt doğumlu Aydın Kaysi Süryani asıllıdır. Büyük dedesi Görgis ve ninesi Şemuni Süryani asıllıdır. Hizbullah terör örgütüne müzahir  Mustazaflar Derneği üyesidir.
·                    Mustafa Bozkurt (Ermeni asıllı) : 1968 Kahta doğumlu  Mustafa Bozkurt Ermeni asıllıdır. Babası Mehmet ve annesi Hatice Ermeni asıllıdır. Hizbullah terör örgütüne müzahir Mustazaflar Derneği Şanlıurfa şubesi üyesidir.
               İsmail Güven (Karısı Ermeni asıllı): 1976 Adıyaman doğumlu İsmail Güven'in karısı Leyla  Güven'in  büyük dedesi Serkiz ve ninesi Varto Ermeni asıllıdır. İsmail Güven Hizbullah terör örgütüne müzahir Mustazaflar Derneği Şanlıurfa şubesi üyesidir.
              Cuma Akbalık (Süryani asıllı): Haci-Meryem’den olma Cuma Akbalık, 1963 Nusaybin doğumludur. Hizbullah terör örgütüne özgeçmiş gönderen Cuma Akbalık’ın anneannesi Sitti Kavak Hıristiyan Süryani’sidir.
              İbrahim Halil Yat (Ermeni asıllı): Mehmet-Fatma’dan olma İbrahim Halil Yat, 1974 Urfa doğumludur. Hizbullah terör örgütü mensubu olmaktan tutuklanan İbrahim Halil Yat’ın büyük dedesi Agop ve ninesi İhsabet Ermeni asıllıdır
              Abdullah Akarsu (Ermeni asıllı): Halis-Rabia’dan olma Abdullah Akarsu, 1979 Muş doğumludur. Hizbullah terör örgütü mensubu olmaktan tutuklanan Abdullah Akarsu’nun büyük dedesi Kirkor ve ninesi Varte Ermeni asıllıdır.
              Mehmet Boğuş (Ermeni asıllı): Süleyman-Behiye’den olma Mehmet Boğuş, 1975 Batman doğumludur. Hizbullah terör örgütü mensubu olmaktan tutuklanan Mehmet Boğuş’un büyük dedesi Karabet ve ninesi Maryem Ermeni asıllıdır.
             Nevzat Dünsün (Ermeni asıllı): Mehmet Sıdkı-Hanım’dan olma Nevzat Dünsün, 1977 Silvan doğumludur. Hizbullah terör örgütü mensubu olan Nevzat Dünsün’ün dedesi Bedros ve ninesi Maryem Ermeni asıllıdır.
            Mehmet Yılter (Ermeni asıllı): Ömer-Zeliha’dan olma Mehmet Yılter, 1977 Kahta doğumludur. Büyük dedesi Ohanis ve ninesi Hatun Ermeni asıllıdır. Hizbullah terör örgütü mensubu olmaktan 20 Mayıs 2002 tarihinde  yargılanarak 12 yıl 6 ay ağır hapis cezası almıştır.
           İrfan Fidancı (Ermeni asıllı): Ebubekir-Fahriye’den olma İrfan Fidancı, 1964 Silvan doğumludur. Annesinin dedesi Simo ve ninesi Oski Ermeni asıllıdır. Hizbullah terör örgütü mensubu olmaktan 12 Mart 2003  tarihinde TCK 168'nci maddesinden yargılanarak 12 yıl 6 ay ağır hapis cezası almıştır.
           Fırat Nart (Karısı Ermeni asıllı): Vehbi-Hanım’dan olma Fırat Nart, 1971 Diyarbakır doğumludur. Hizbullah terör örgüt mensubu olan Fırat Nart’ın karısı Ayten Nart’ın dedesi Abdülhamit Öztürk Ermeni asıllıdır.
                 Sadece Hizbullah terör örgütünde değil, diğer irticai terör
örgütlerinde de Ermeni ve Süryani asıllı örgüt yapılanması görülmektedir
           Adil Aydın (Karısı Ermeni asıllı): Tevhid/Selam örgütü mensubu Adil Aydın Kadir-Perihan’dan olma 1963 Suşehri doğumludur. Gazeteci-yazar Uğur Mumcu ve Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, Prof. Dr. Muammer Aksoy ve Doç. Dr. Bahriye Üçok`un öldürülmesi gibi 22 suçu kapsayan "Umut Operasyonu" kapsamında yakalanan ve yargılanan Adil Aydın ''Türkiye'de mevcut Anayasal düzeni silah zoruyla yıkıp, yerine din kurallarına dayalı devlet kurmayı amaçlayan silahlı çetenin ferdi olmaktan'' TCK 168'nci maddesinden yargılanarak 12 yıl 6 ay ağır hapis cezası almıştır. Tevhid/Selam örgütü mensubu Adil Aydın’ın karısı Semiha Aydın’ın dedesi Kirkor ve ninesi Maryam Ermeni asıllıdır.
         Hakkı Selçuk Şanlı (Karısı Rus asıllı): Tevhid/Selam örgütü mensubu Hakkı Selçuk Şanlı, Haydar Fehmi-Mahmure’den olma ve 1956 Adana doğumludur. Gazeteci-yazar Uğur Mumcu ve Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, Prof. Dr. Muammer Aksoy ve Doç. Dr. Bahriye Üçok`un öldürülmesi gibi 22 suçu kapsayan "Umut Operasyonu" kapsamında yakalanan ve yargılanan Hakkı Selçuk Şanlı  ''Türkiye'de mevcut Anayasal düzeni silah zoruyla yıkıp, yerine din kurallarına dayalı devlet kurmayı amaçlayan silahlı çetenin ferdi olmaktan'' TCK 168'nci maddesinden yargılanarak 12 yıl 6 ay ağır hapis cezası almıştır. Hakkı Selçuk Şanlı’nın karısı Victoria Kourotchkına Şanlı Rus asıllıdır.
           Yılmaz Yüksel (Karısı Bahai dini mensubu): İBDA/C terör örgütü seyyar timi mensubu Yılmaz Yüksel, Tahsin-Şaziye’den olma 1966 Bursa doğumludur.  12 Mayıs 2000 tarihinde 5816 SA 71: Atatürk aleyhinde işlenen suçlar kapsamında 2 yıl hapis cezası almıştır. İBDA/C terör örgütü mensubu Yüksel’in karısı Ümmügülsüm Yüksel, Bahai Dini mensubudur.          
·                      Mehmet Cavit Pehlivan (Ermeni asıllı): Ceyşullah/Selefi örgütü mensubu Mehmet Cavit Pehlivan’ın ninesi Viktorya ve dedesi Hacı Agop Ermeni asıllıdır.
            Fatih Buldu (Ermeni asıllı): Acz-i Mendi örgütü mensubu olan 1980 Kayseri doğumlu Fatih Buldu'nun dedesi Avadik ve ninesi Zarman Ermeni asıllıdır.
            Ahmet Taşkıran (Ermeni asıllı): Tebliğ Cemaati mensubu Ahmet Taşkıran’ın babası Hido Manas Hıristiyan Ermeni'sidir.
             Halil İbrahim Göksüngür (Ermeni asıllı): Acz-i Mendi örgütü mensubu olan 1964 Erbaa doğumlu H.İbrahim Göksüngür ile dedesi Hanuk ve ninesi Üskuhu Ermeni asıllıdır.
             İrfan Adıyaman (Ermeni asıllı): Acz-i Mendi örgütü mensubu İrfan Adıyaman’ın dedesi Karabet ve ninesi Atina Ermeni asıllıdır. Yine İrfan Adıyaman’ın karısı Semra Adıyaman’ın dedesi Artin ve ninesi İhsabet de Ermeni asıllıdır.
             Ergün Yıldırım (Ermeni asıllı):  Hizb-üt Tahrir mensubu Ergün Yıldırım’ın büyük dedesi  Serkiz ve ninesi Bayzan Ermeni asıllıdır.
             Belgin Gözübatık (Ermeni asıllı): İBDA/C terör örgütü mensubu Belgin Gözübatık’ın dedesi Girakos ve ninesi Martohi, Ermeni asıllıdır. 1994 yılında Bosna Hersek'te meydana gelen katliamları kınamak amacıyla 10 Nisan 1994 tarihinde Ankara/Kızılay'da toplanan topluluğu tahrik etmiştir. Sık sık tekbir getirip dini sloganlar atarak topluluğu  TRT, DYP, BM, ABD büyükelçiliği ve Rus ticaret acenteliği binalarının camlarının kırılmasına yönlendirmiştir. Gösteriler sırasında yandaşlarına sık sık "Şeriat İçin Silahlı Mücadele İBDA-C" pankartını açtırmıştır.
             Salih Taşkıran (Ermeni asıllı): Mescid-i Selam örgütü mensubu Salih Taşkıran’ın babası Hido Manas Hıristiyan Ermeni'sidir. Ayrıca, Salih Taşkıran’ın kardeşi Ahmet Taşkıran da Tebliğ Cemaati mensubudur.
             Mehmet Can Oğuzsoy (Ermeni asıllı): Vahdet örgütü mensubu olan 1974 Silvan doğumlu Mehmet Can Oğuzsoy'un  dedesi Kirkor ve ninesi Humar, Ermeni asıllıdır.
             Zekeriya Bostan (Rus asıllı): Vahdet örgütü mensubu olan 1975 İstanbul doğumlu Zekeriya Bostan’ın dedesi Vasili ve ninesi Mariye  Rus  asıllıdır.


                        Hizbullah'ın Yeni Hedefi: İslami Kürdistan  
'Tespihin İpi Koptu' kitabının yazarı, Hizbullah uzmanı emniyet amiri Derya Kılıç'tan çarpıcı açıklamalar
           ·  Hizbullah yeni taktiğini İslami Kürdistan olarak belirledi ·  Şu an bölgedeki düğünlerde propagandacılar faaliyet içinde.      El Kaide ile Hizbullah arasında ittifak olması şaşırtıcı değil.
           IQ Kültür Sanat Yayıncılık tarafından 'Tespihin İpi Koptu' isimli bir kitap yayımlandı. Derya Kılıç'a ait kitapta Hizbullah terör örgütünün dünü ve bugününe ilişkin çok önemli analizler ve belgeler bulunuyor. Fakat yazar konusunda kitapta herhangi bir bilgi yok. Tempo, yaptığı araştırma sonucunda kitabın yazarına ulaştı. Susurluk olayının patladığı günlerde, İstanbul'da 'Avcı' lakaplı polis şefi Şentürk Demiralp'in yardımcısı olan, Alaattin Çakıcı, Kürşat Yılmaz, Söylemezler Çetesi, Selçuk Parsadan gibi isimleri yakalayan, Susurluk'un özel timcilerini sorgulayan isim karşımıza çıktı.
           Derya Kılıç şu an Van Emniyet Müdürlüğü'nde emniyet amiri olarak görev yapıyor. Kılıç, üç yıl boyunca Hizbullah üzerine çalışarak devletin elindeki tüm belgeleri tardı. Oluşturduğu kitapla Hizbullah'ın yeniden toparlanma aşamasına geçtiğine ilişkin önemli veriler ortaya koyuyor. Emniyet teşkilatı içinden, Hizbullah gibi bir terör örgütüne ilişkin ilk kez bir 'sivil yayınevi'nce kitap da yayımlanmış oldu. Hizbullah konusu yine gündemde. Çünkü geçen haftalarda Washington Enstitüsü'nce de Kürt Hizbullahı'nın yeniden toparlandığına ilişkin bir rapor yayımlandı. Hizbullah uzmanı Derya Kılıç, Tempo'nun sorularını yanıtladı.           
          17 Ocak 2000 tarihinde liderleri Hüseyin Velioğlu'nun öldürülmesi ve binlerce militanının yakalanmasıyla büyük darbe alan örgütün, yeniden toparlanmaya çalıştığı ortada. Derya Kılıç bu noktada Hizbullah'ın yeni taktiklerini anlattı. Hizbullah'ın yeni yöntemi, 'İslami Kürdistan' kurma amaçlı Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Kürtçülük faaliyetine başlamış olması. Bunun için bölgedeki düğünlerde örgütün propagandacıları yoğun faaliyet gösteriyorlar.
         - Neden Hizbullah ile ilgili bir kitap hazırladınız?
        Hizbullah fenomeni ortaya çıktığı tarihte, tesadüftür ki, ben de İstanbul'da çalışıyordum.
         - Siz Hizbullah operasyonlarında yer aldınız mı?
         Aktif olarak bulunmadım ama Hizbullah operasyonunun olduğu yerde ben de çalışıyordum. Operasyondan sonra bir anda sorgu kasetleri, mezar evlerle ilgili haber bombardımanı başladı. Müthiş bir dezenformasyon oldu. Biz de emniyet camiası içinde bu olayları tartıştık, şoke olduk. Hizbullah dini motifli bir örgüt. Ali Osman Sarıçalı arkadaşım Urfa Birecik'te terörle mücadelede komiserdi. Hizbullah tarafından şehit edilmişti. Sekiz yıllık arkadaşımdı. Bu, beni çok etkiledi. Van'a geldikten sonra, ben yüksek lisansa başladım. 24 Ocak 2001 tarihinde Gaffar Okkan rahmetli oldu. ''Devlete karşı hiç silah kullanmamış'' denilen bir örgütün, bir anda inanılmaz, imhaya yönelik eylemler yapması, hakikaten terörün tam anlamıyla ulaştığı boyutun göstergesiydi. Hizbullah'la ilgili bir akademik tez çalışması yoktu araştırmama göre. Bu, üç senelik bir araştırmanın sonucudur. Başlangıçta kitap yapmak gibi bir projem yoktu. Bu kitabı oluştururken; mahkeme tutanakları, örgütsel dokümanlar, mahkemeye intikal etmiş arşivler ve örgüt elemanlarının ifadelerini taradım. Tüm iddianameleri kullandım. Bir de Emniyet Genel Müdürlüğü'nün resmi verilerinden yararlandım. Bunların hepsi birinci elden kaynaktı bilimsel araştırma için. Bu, bir komisyondan geçti, tez savunmasını verdim.
         - Terörle mücadele eden bir kurumun temsilcisi olarak, böyle bir çalışmaya imza atmanıza karşı bir engel geldi mi?
          Hiçbir çekince duymadım, kurum tarafından bir engelle karşılaşmadığım gibi, destek de gördüm. Gerek onay verme, gerek belgelerin bana ulaştırılması konusunda hiçbir sorunla karşılaşmadım. Mesleğimden dolayı, bazı olayları süzmede biraz daha avantajlı olduğumu düşünüyorum.
         - Kitapta neden biyografiniz yok?
          Yayınevi yönlendirdi. Aslında herhangi bir endişemiz olduğundan değil. Kitap incelenirse özellikle inancını yaşayan insanları rahatsız eden hiçbir yanının olmadığı görülecektir. Dikkatli de olmak zorundasınız bunu yaparken. Bazı haksızlıklara uğradıklarını düşünenler veya düşündürülenler var, onlar bu tür yayınlar çıktığında direkt rahatsızlık duyabilirler. O yüzden, ilk tepkileri almak adına böyle bir biyografi koymadım.



            Hizbullah operasyonunda yakalanan 4 kişi, kaçırıldıktan 2 yıl sonra Hizbullah'ın evlerinden birinde kemikleri bulunan İslamcı yazar Kuriş'in katilleri çıktı 
Adana ve Niğde'de eşzamanlı olarak düzenlenen operasyonlar sonucunda yakalanan Hizbullah'ın şura üyelerinden Hacı Bayancık'ın da aralarında bulunduğu 4 kişinin, İslamcı feminist Konca Kuriş'i öldürenler olduğu ortaya çıktı. Evinin önünden kaçırıldıktan ancak 2 yıl sonra Konya'daki Hizbullah evinde bir çuval içinde kemikleri bulunan Konca Kuriş olayındaki sır perdesi de böylece aralandı.
           Domuz bağıyla bağlanıp bir çuvala konularak örgüt evinin bodrumuna gömülen Kuriş'in son ana kadar canlı olarak bulunacağına dair umutlar hiç sönmemişti.

           Ele geçen Hizbullahçılar Kuriş dışında İzzettin Yıldırım ve Mehmet Sümbül'ün de aralarında bulunduğu 15 kişinin kaçırılıp sorgulandıktan sonra öldürülmesi eylemini gerçekleştirdiklerini itiraf etti.
            5 Eylül'de Adana'nın Pozantı ilçesinde polisin düzenlediği operasyonda "örgütün kasası" Sülhaddin Ürük ölü ele geçirilmiş, şura üyesi Hacı Bayancık, Remzi Kaçar, örgütün arşivcisi M.Veysi Özel ve Fadıl Sanı sağ olarak yakalanmıştı. Adana'daki sorgularının ardından Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne getirilen Bayancık, Kaçar, Özel ve Sanı ile Gaziantep'te düzenlenen başka bir operasyonda ele geçirilen örgütün tetikçisi Aydın Dağlı çıkarıldıkları Diyarbakır DGM nöbetçi yedek hakimliğinde tutuklanmışlardı.
           Emniyet Müdürlüğü'nden yapılan açıklamaya göre Bayancık, Kaçar, Özel ve Sanı'nın Konca Kuriş, İzzettin Yıldırım ve Mehmet Sümbül'ün de aralarında bulunduğu 15 kişinin kaçırılıp sorgulandıktan sonra öldürülmesi eyleminden sorumlu tutulduğu ve İstanbul ve Mersin Emniyet Müdürlüğü tarafından aranılanlar listesinde olduklarının belirlendiği bildirildi.
           Açıklamada, sanıkların sorgulamalarında Beykoz'da düzenlenen operasyonda Velioğlu'nun ölü ele geçirilmesinden sonra Hizbullah örgütünü yeniden toparlamak için Adana'da ölü ele geçirilen Sülhaddin Ürük'ün liderliğe getirildiği de belirtildi.
            Sorgu sonunda Hizbullah'ın Ürük liderliğinde Diyarbakır'da zekat adı altında halktan zorla para topladığı, eleman kazanmak amacıyla yeniden cami faaliyetlerini canlandırmaya çalıştığı ve örgüt mensuplarının faaliyetlerini kamufle etmek amacıyla sahte kimlik ve pasaport yaptığı anlaşıldı.
            Söz konusu kişilerin yapılan yer göstermeleri sonucunda 3 Makarov marka tabanca, 1 adet sten tabanca, 1 adet kuru sıkı tabanca, 10 adet Rus modeli el bombası ve 1 adet fünye ele geçirilirken, Mardin Emniyet Müdürlüğü ekiplerince Mazıdağı ilçesinde örgütün adam kaçırıp sorguladığı bir sığınak daha ortaya çıkarıldı.
             İslamcı" ve "feminist" kimliğiyle tanınan Konca Kuriş, 16 Ocak 1998'de kocası Orhan Kuriş'le evine döndüğü sırada yüzleri maskeli, elleri silahlı 3 kişi tarafından kaçırıldı. Orhan Kuriş'i başına silah dayayıp yere yatıran saldırganlar, Kuriş ailesine ait otomobille uzaklaştı. Otomobil olaydan üç gün sonra bulunurken aradan 2 yıl geçmesine rağmen Kuriş'in izine rastlanmadı. Ancak şüpheler Hizbullah üzerinde toplanmıştı. Nitekim geçen yıl örgüte yönelik başlayan büyük operasyonda bu şüphelerin doğru olduğu ortaya çıktı. Hizbullah'a ait Konya'daki bir mezar evde Konca Kuriş'in cesedi bulundu. Çuval içinde domuz bağıyla bağlı halde çıkarılan cesede yapılan DNA testi işkence gördüğü anlaşılan ölünün Kuriş'e ait olduğunu kesinleştirdi.
              Nüfus cüzdanı Beykoz'daki villada bulunan Kuriş'in "aydın militan" kimliği ile ön plana çıkarak Hizbullah'a ters düşmesi ölüm fermanı olmuştu.

     Hizbullah'ın Türkiye yapılanması
           İslamcı terör örgütü olarak ortaya çıkan Hizbullah, 1979'daki İran İslam Devrimi'nin ardından Türkiye'de yerleşmeye başladı. Örgüt infaz ettikleri çok sayıda insanı yerleştikleri evlerin bahçelerine gömdü. Öldürülenler arasında İslamcı yazar Konca Kuriş'de vardı. İlk başta tüm Türkiye'de yayılmayı hedefleyen Hizbullah, zaman içinde Güneydoğu ağırlıklı bir örgüt haline geldi. Hizbullah'ın ilk kurucuları büyük şehirlerde üniversite okuyan İslamcı militanlardı. Bunlar bölgeye dönüp, Batman, Diyarbakır gibi merkezlerde açtıkları kitabevleri etrafında örgütlenmeye başladı. Hedef kitle olarak yoksul ve işsiz gençleri seçtiler. Silah yoluyla "bağımsız İslami bir Kürt devleti" kurmak isteyen militanlar, buna rağmen uzun bir süre silahlı eylem yapmadılar. Hizbullah, 1991 sonunda PKK'nın bu örgütü kendine engel görüp bazı yöneticilerine saldırmasıyla gündeme geldi. Hizbullah da PKK eylemlerine misilleme yaptı. Güneydoğu, uzun bir süre PKK - Hizbullah çatışmasına sahne oldu.      
             ÖRGÜTE BÜYÜK DARBE

            Yaptığı silahlı eylemlerle kamuoyunun gündemine gelmeye başlayan Hizbullah örgütüne yönelik en büyük darbe, İstanbul polisi tarafından 17 Ocak 2000'de indirildi. Esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolan, tarikatlara yakın işadamlarını bulmak amacıyla geniş çaplı bir araştırma başlatıldı. 

              Devletin zirvesine sunulan Hizbullah raporu


          Polis, aralarında Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım'ın da bulunduğu işadamlarının kaçırılmadan önce cep telefonlarıyla yaptıkları görüşme ve mesajları inceledi. Bu isimlerden oto galerisi sahibi Mehmet Şehit Avcı'ya ait kredi kartından Anadolu yakasında yaklaşık 1.5 milyar liralık harcama yapıldığı belirlendi ve Kanlıca Kaptanlar Mahallesi Mühendis Çıkmazı Sokak'taki bir eve baskın düzenlendi.

              Polisin örgüt üyeleriyle girdiği ve televizyonlar tarafından naklen yayınlanan 4.5 saatlik operasyon sonucunda evde bulunan Hizbullah örgütü lideri Hüseyin Velioğlu ölü, örgütün Marmara ve Ege sorumlusu Edip Gümüş ve askeri kanat sorumlusu Cemal Tutar sağ olarak ele geçirildi.

              Evde yapılan aramada, üç kalaşnikof silah ve mermileri, G - 3 mermileri, iki adet 9 milimetre çapında tabanca ve mermileri, bir MP - 5 otomatik tabanca, TNT kalıpları, örgüt yayınları, cep telefonları, bilgisayarlar ve disketleri ele geçirildi.

     
       MEZAR EVLER

             Bunların arasında İslamcı yazar Konca Kuriş ve Malki cinayeti davası sanığı Mehmet Sümbül'ün sorgulandığı video kasetler, kayıp 11 işadamının da aralarında bulunduğu yüz kişilik "kaçırılacak insan listesi" de bulundu. Beykoz'daki Hizbullah villasının eski sahibi Mehmet Altan, evi yılbaşından beş gün önce kendisini "Mustafa Demir" diye tanıtan bir kişiye 211 milyar lira karşılığında sattığını söyledi.

           Operasyondan iki gün sonra Edip Gümüş'ün ifadesi doğrultusunda Üsküdar Hasippaşa Caddesi 2. Çıkmaz Sokak 26 numaraya yapılan operasyonla da Hizbullah'ın, eşi görülmemiş bir toplu mezar vahşetine giriştiği ortaya çıktı. 

               Örgüte İkinci Darbe


             Evin kazılan her köşesinden toprağa gömülmüş cesetler çıktı. Elleri ve ayakları bağlı olan ve cenin pozisyonunda gömülen on cesetten bazılarının kafatasında beton çivisi bulunduğu, kol ve bacaklarının kırıldığı ve kesildiği, maktullerin işkenceye maruz kaldıkları belirlendi.

                 
HER YERDE CESET

                 Yapılan baskınlarda örgütün Ankara sorumlusu "Mehmet Yaşar" kod adlı Selman İpek'le "Recep" kod adlı örgüt üyesi Burhan Özlük de yakalandı. Yakalananların ifadeleri doğrultusunda Etimesgut'ta bir gecekondu olan evin bodrum katında yapılan kazılarda İstanbul'daki gibi elleri arkadan bağlı ve çıplak gömülmüş üç ceset bulundu.

               Türkiye genelinde sürdürülen operasyonlar çerçevesinde 21 Ocak 2000'de Konya'da düzenlenen operasyonda da toplu mezar bulundu. Meram ilçesindeki bir evin bodrum katında, biri kadın üç cesede ulaşıldı. 

                 Hizbullah-PKK/KADEK çatışması


 
               Yapılan operasyonlarda bulunan cesetler üzerindeki incelemeler ve ele geçirilen dokümanlardan örgüt üyelerinin kaçırdıkları kişileri önce işkenceyle sorguladıkları saptandı.

               Kurbanların ağız ve burunlarının bantlandığı, el ve ayaklarının bağlandığı iplerin boyunlarında düğümlendiği, demir tellerle birbirlerine bağlanıp asma kilitle kilitlendikleri, henüz ölmeden toprağa gömüldükleri ve vahşetin videoya kaydedildiği belirlendi.

              
21 Ocak 1999'da ise Hizbullah'ın devlet içine kadar sızdığı anlaşıldı. Hizbullahçı olduğu öne sürülen Başbakanlık'ta idari ve mali işlerde görevli Abdussamet Yıldız, bir operasyonla görev başında gözaltına alındı.

             Necmettin Erbakan'ın başbakanlığı döneminde Başbakanlık'ta göreve başlayan Yıldız'ın, devletin hassas kayıtlarına ulaşabilecek pozisyondaki kritik görevinin "bilgisayar operatörlüğü" olduğu tespit edildi. 


             
DEHŞET KASETLERİNİ BİLİM ADAMLARI İNCELEDİ 

 
              Örgüt evlerinde ele geçirilen ve vahşeti ortaya döken sorgu kasetleri, siyasiler arasında da şok yarattı. İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın koalisyon ortaklarını bilgilendirmek için verdiği görüntülü brifing, liderlere zor anlar yaşattı.

              
Başbakanlık Konutu'nda Başbakan yardımcıları Devlet Bahçeli, Hüsamettin Özkan ve ANAP lideri Mesut Yılmaz, örgütün telle boğma, boğaz kesme ve bıçakla işkence sahnelerini içeren üç sorgu kasetini izlemeye ancak 10 dakika dayanabildiler. 

                Liderler, görüntüleri izledikten sonra yaptıkları değerlendirmede, kasetlerin bilim adamlarının da yer aldığı bir uzmanlar heyeti tarafından incelenmesine ve dava aşamasına kadar kamuoyuna açıklanmamasına karar verdiler.

               Hizbullah'ın mezar evleri bu kadarla sınırlı kalmadı. Örgütün İstanbul'daki ikinci mezarevi, 28 Ocak 2000'de Kartal'da ortaya çıkarıldı. Kartal Çavuşoğlu Mahallesi Samanyolu Caddesi Görkemli Sokak 12 numaralı villa tipi evde yapılan aramada dokuz ceset bulundu.


                                                           KAMUOYUNA
          Yukarıda adı geçen canileri kamuoyuna sunmak, reklamlarını yapmaktan ileri gitmez. Varlıklarını gizlemekten artık çekinmeyen, Allah adına cinayetler işleyen ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni eline geçiren bu yaratıkları şimdilik Allah'a havale etmekten başka bir şey yapamıyoruz.
           Allah adına cinayetler işleyen aşağılık katilleri  ve liderleri Tayyip'i lanetliyoruz...
           Allah'ımıza inanıyoruz ve Türk Silahlı Kuvvetlerine güveniyoruz.

                                                                                                                Kenan Akkuş                            






KATİL TAYYİP’İN CİNAYETİNİ ÖRTBAS EDEN SAVCI

HABİP KORKMAZ ŞİMDİ ÇORLU BAŞSAVCISI

https://www.facebook.com/kenan.akkus.eskisehir (Tayyip'in emriyle kapatıldı)







HADİ ŞİMDİ SÖYLEYİN...

Hangi savcı bu hainler için iddianame hazırlayabilir?
Hangi hakim yargılayabilir?
... ve hangi gazete yayınlayabilir?

Bu cinayeti benden başka kamuoyuna sunan var mı?

Öldürülmeyi çoktan hak ettim de...
Beceremiyorlar...

Eğer ki bu hırsızlar yargılansaydı...
Binali'nin de kellesi kopardı...
Hırsız Tayyip'in de...
Tornavidacı Feridun ötmeye karar verince...
Adalet Bakanı Bozeşşeğin emriyle dava kapatıldı...

Kenan Akkuş (esrehber)





MUHSİN YAZICIOĞLU'NU BAŞBAKAN TAYYİP ÖLDÜRTTÜ

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu öldürüldüğü günden beri ısrarla “Hizbullah'ın suikastı sonrasında öldürüldüğünü” duyurmaktayım.

Ortada kazadan öte bir olay var ve devlet büyüklerimiz ilk beyanlarında (başta cinayetleri örtbas etmekle meşhur Cemil Çiçek ve Hizbullahçı Tayyip) “Bu bir kazadır” diyerek, suikast olabileceği akla dahigetirilmeyerek önyargılarını ortaya koymuşlardır.

Zaten enkaza ilk ulaşanların ve delilleri karartanların kimler olduğu ortadadır. 3 bin kişinin ve 25 helikopterin katıldığı kurtarma operasyonu tamamen fiyasko olduğu gibi, tamamen düzmece ve göstermelik bir senaryodur.

Eğer istenseydi, kazadan 10 dakika sonra, altı kişinin de üzerinde bulunan ve bunlardan sadece bir tanesinin cep telefonunun verdiği sinyallerle kazazedelerin tam yeri tespit edilebilir, kurtarma helikopterleri bölgeye ulaşırdı. Bilgi de, teknoloji de bu iş için ülkemizde vardır. 112’yi suçlamak ise sadece ahmak kafaların “sıyrılma” çaresidir fakat bunu Kenan yemez.

Maalesef ki Döngel Köylüsünün “köylerinin üstünden ve alçaktan uçan kırmızı bir helikopter geçtiği, daha sonra da patlama sesi duyduklarını, daha sonra bu durumu ilgili makamlara telefonla ilettiklerini”… Bu sözler gerçektir…

Döngel köylüsüne “konuşma yasağı koyan” kimler dersiniz? Enkaza ilk ulaşan köy korucularını susturan, ellerinden telefonlarını alan, koruculara “konuşma yasağı” koyan kimlerdir?

Hadi, sıkıysa konuşturun köylüleri… Aralarından bir tanesi konuşup, “faili meçhul” olmak ister mi acaba?

Bu konuda anlatacaklarım çoktur. Tezgah Fetullah Terör Örgütü’nündür, “Ergenekon safsatalarıyla ilişkilendirilmek adına” tezgahlanmıştır, fakat Vatandaş Kenan bunu yememiş ve “kaza”nın olduğu gün internet sitesinin en üst sayfasında yer vermiştir.

Ergenekon safsatalarının geçmiş dalgalarını hatırlayın. Geçin dalganızı bakayım… 11’inci dalga mıydı? “Baykal’a ve Bahçeli’ye de Ergenekoncular tarafından suikast düzenlenecekti…” Bu lafları ben etmedim. Hizbullahçı Tayyip’in Ergenekon savcıları haber verdiler. Fakat içlerinde Muhsin Yazıcıoğlu da var” diyemediler…

Oysa Muhsin Yazıcıoğlu’nun bindiği kırmızı helikopter’in arka pervanesine “uzaktan kumandalı bombalı düzenek” kondu. Havalandıktan kısa bir süre sonra patlatıldı. Pilot ve yolcular yüksek gürültü çıkaran helikopterin motor sesi sebebiyle patlamayı duymadı fakat pilot kontrolü kaybederek uzun bir süre alçaktan uçtu. Üstelik pilot acemi ya da sıradan bir pilot değil, bir çok tehlikeli durumda bile kullandığı helikoptere hükmedecek tecrübeli bir pilottu ve bu olayda çaresiz kaldı, aracını yükseklere havalandıramadı.

Çok yoğun sis olduğu, dondurucu soğuk olduğu doğru fakat yoğun bir kar yağışı olduğu yalandır. Yoğun bir kar yağışı olsaydı helikopteri tamamen kapatırdı.

Helikopterde bir radar cihazı vardı ve yoğun siste bile karşısına çıkacak dağları ve tepeleri fark edebilirdi. Helikopter çok alçaktan uçarak 150 metrelik bir tepeye çarparak infilak etti. Oysa bu helikopterin yüzlerce metre yüksekten uçması gerekiyordu, çünkü yolu uzundu.

Yerden yüksekliğini gösteren cihazın çalışmaması söz konusu olamazdı. Pilot hatası olamayacağı gibi, pilotun Muhsin Yazıcıoğlu’nu bilerek ve isteyerek öldürebileceği de düşünülemezdi.

Bu tezgah Ergenekon safsatalarının bir parçası olarak düzenlendi fakat Fetullahçıların elinde patladı.

Bölgeye giden ve iki gün sonra ancak ulaşabilen ilk kurtarma timi gelmeden saatler önce Fetullah Terör Örgütü’nün elemanları olan subaylar, bildikleri tezgahın delillerini sildiler. Helikopterin içinden bazı cihazları sökerek yok ettiler.

Helikopter düştükten sonra İHA muhabiri İsmail Güneş 112 Acil Servisi aramıştır. Bu konuşmada bacağının kırık olduğunu, helikopterde bulunanlardan sadece BBP Sivas il Başkanı Erhan Üstündağ'ın inlediğini, BBP Sivas il başkan yardımcısı Murat Çetinkaya ve pilot Kaya İstektepe'den ses gelmediğini, Muhsin Yazıcıoğlu'nu ise ortada olmadığını söylemiştir.

Bu konuşmalar İsmail Güneş'in son konuşması olmuştur. Kazadan 48 saat sonra helikopterin enkazı ve Muhsin Yazıcıoğlu dâhil 6 kişinin cesedi, arama ekipleri içerisinden 17 gönüllü civar köylüsü tarafından Sisne ve Kızılöz Köyleri arasındaki Keş Dağı Kuru Dere Kanlıçukur mevkiinde bulunmuştur.

Enkaz, 48 saat süren arama çalışmalarının yapıldığı bölgenin içerisinde değil 115 km uzağındaydı.

Alman bilirkişilerin bile içinden çıkamayacağı bu tezgah öyle bir ustalıkla hazırlanmıştı ki, bu iş için uzmanlaştırılmış Fetullahçılar bile başarılarına hayran kaldı. Bundan daha temiz bir iş olamazdı.

Hadi buyurun, sıkıştırın Hizbullahçı Tayyip’i… Telefon sinyallerini birkaç dakikada kesin ve net bulabilecek bir teknolojiye sahip olan Türkiye, nasıl ve hangi sebeple 115 km ötede 48 saat oyalandı?

Enkazdan 500 metre uzaklıktaki gazeteciye, kurtarma timindeki 3 bin kişi ve 25 helikopter nasıl ulaşamadı? Donup ölmesi mi beklendi? Anlatacaklarını hiç kimsenin duymaması mı gerekti?

Acaba bu yaşananlar Tayyip’in helikopterinin başına gelseydi, Tayyip kaç saniye sonra kurtarılırdı?

Bu olayda en dikkat çekici kısım: Kurtarma timinin başına geçerek her yere telsiziyle emirler yağdıran ve köylülerin ısrarla işaret ettikleri yöne değil de ters yöne insanları gönderen bu Hizbullahçı zat kimdir?

İşte bu Hizbullahçıyı bulup konuşturursanız, Muhsin Yazıcıoğlu’nu Tayyip'in emriyle  Hakan Fidan ve MİT ajanları tarafından öldürüldüğünü bulursunuz...

Suç delillerini yok eden Binali Yıldırım ve çetesi...


11/11/2012

Kenan Akkuş (esrehber)

https://www.facebook.com/kenan.akkus.eskisehir (Kapatıldı)




MİT, TAYYİP'İN EMRİYLE SUİKAST 
PLANLARI YAPMAYA DEVAM EDİYOR
ÇOK SAYIDA TOPLU KATLİAMLAR YAPACAKLAR
MİTİNGLERİ KANA BULAYACAKLAR




FACEBOOK,
TÜRKİYE'DEKİ TERÖRE
DESTEK VERİYOR

TAYYİP’İN EMRİYLE MİT, TEMİZLİĞE DEVAM EDİYOR
ANKARA’NIN GÖBEĞİNDE DEVLET TERÖRÜ


RECEP TAYYİP ERDOĞAN'IN KATLİAM EMRİNİ VERDİĞİNİ
 SEKİZ GÜN ÖNCE KAMUOYUNA SUNDUM, ERTESİ GÜN 
 https://www.facebook.com/esrehber 
İSİMLİ FACEBOOK SAYFAM KAPATILDI...


ULUSAL KATİLİMİZ TAYYİP VE  DEVLETİN TERÖR ÖRGÜTÜ MİT

Reyhanlı Katliamı:

52 kişinin öldüğü, 146 kişinin yaralandığı korkunç olayda Recep Tayyip Erdoğan, saldırının Suriye gizli servisi tarafından yapıldığı ileri sürdü. Katliamın arkasından El Kaide terör örgütü çıktı. MİT, katliamın yapılacağını bir ay öncesinden tespit edip Recep Tayyip Erdoğan’a bildirmesine rağmen hiçbir önlem alınmadı. Jandarma Eri Utku Kalın’ın istihbarat yazışmalarını Redhack’e sızdırmasıyla olay ortaya çıktı.  Reyhanlı Katliamı’nı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla MİT tezgahlamış, El Kaide teröristleri maşa olarak kullanılmıştı. Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla  soruşturmada gizlilik kararı verildi…

Diyarbakır Katliamı:

Patlamadan birkaç gün önce bombayı koyan Orhan G’nin gözaltına alındığı  ve serbest bırakıldığı anlaşıldı.. Herkes miting meydanına didik didik aranarak girerken bu şahıs aranmadı. O kadar büyük bomba aranmadan miting meydanına soktu. Saldırgan bombayı bıraktıktan sonra elini kolunu sallaya sallaya alandan çıktı. Recep Tayyip Erdoğan PKK’yı suçlarken, katliamın arkasından IŞİD çıktı. Diyarbakır Katliamı’nı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla MİT tezgahlamış, IŞİD teröristleri maşa olarak kullanılmıştı. Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla  soruşturmada gizlilik kararı verildi…

Suruç Katliamı:

Suruç Katliamının bombacısı Abdurrahman Alagöz olduğu ortaya çıktı. Katliamda canlı bomba olarak intihar etti. Abdurrahman Alagöz IŞİD terör örgütü üyesiydi.  Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla soruşturmada gizlilik kararı alındı.  Suruç Katliamı’nı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla MİT tezgahlamış, IŞİD teröristleri maşa olarak kullanılmıştı.

Ankara Katliamı:

Şimdi Ankara katliamı ve resmi makamlara göre 97 kişi öldürülmüştü…
Oysa gizlenen rakam 127 kişi…

Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla soruşturmaya gizlilik kararı alındı…

Seçim arifesinde neden bu katliam tezgahlanmıştı?
Recep Tayyip Erdoğan ve AKP yöneticileri, muhalefet partisine oy yerenlerin miting alanlarından kaçmasını mı istiyordu?

AKP mitinglerinde kuş uçurtmayan AKP ve Recep Tayyip Erdoğan, muhalefet partilerinin seçim mitinglerinde ve protesto yürüyüşlerinde halkın güvenliğini neden ihmal etmişti?

Ölen 97 kişinin arasında polis yoktu…
Her mitingde halkın arasında görev yapan sivil polisler ve MİT ajanları, Ankara mitinginde neden yoktu?

Katliam yapılacağını polis ve MİT biliyor muydu?

Evet…. Maalesef biliyordu…

Emir büyük yerden, Recep Tayyip Erdoğan’dandı…

Tezhag MİT’in ve Hakan Fidan’ın projesiydi…

Maşa her zaman olduğu gibi IŞİD militanlarıydı…

Kenan Akkuş (esrehber)
10/10/2015

NOTUlusal Katilimiz  Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla bir çok Facebook sayfam kapatılmış, bir çok sayfam engellenmiştir. Devletin terör örgütü MİT, katliamlarda Facebook yönetimiyle ortaklık yapıyor. İhbarlar engelleniyor. Kamuoyuna suç duyurusunda bulunuyorum.









Hiç yorum yok:

Yorum Gönder