14 Nisan 2013 Pazar

DENİZ FENERİ DAVASI TAYYİP’İ İPE GÖTÜRÜR





DENİZ FENERİ DAVASI TAYYİP’İ İPE GÖTÜRÜR

Ele geçirilen ortaklık belgesine göre Avrupa Deniz Feneri hırsızları: Zekeriya Karaman, Mustafa Çelik, İsmail Karahan, Zahit Akman, Mehmet Gürhan, Mehmet Akif Beki, Engin Yılmaz (dolaylı olarak Başbakan Tayyip ve onun oğlu Ahmet Burak Erdoğan).

Yukarıdaki belgede adı geçen Engin Yılmaz'la başlayalım konuya:

Engin Yılmaz, Türkiye'deki Deniz Feneri Derneği'nin başkanıdır ve kurucuları arasındadır. Bu belgeye göre Yeni Dünya İletişim isimli şirketin personel ve idare sorumlusu olduğu ifade ediliyor. Yani Kanal 7 TV ve Almanya Deniz Feneri Derneği bu şirketin şemsiyesi altındadır. Türkiye Deniz Feneri Derneği Başkanı'nın Almanya'da yapılan bu ortaklık anlaşmasında ne işi vardır? Hem Almanya'daki Yeni Dünya İletişim AŞ'ye personel ve idari sorumlu ol, hem Türkiye'deki Deniz Feneri'ne yöneticilik yap... Bu nasıl bir iştir?

Engin Yılmaz da itiraf etmiştir ki: "Avrupa Deniz Feneri Derneği'nden Türkiye Deniz Feneri Derneği'ne 7 milyon Euro aktarılmıştır." Yani 16 trilyon TL...

Görünen odur ki Avrupa Deniz Feneri ile Türkiye'deki Deniz Feneri aynı dernektir. Üstelik Kanal 7 gibi Yeni Dünya İletişim AŞ'nin çatısı altındadır. Farklı zamanlarda ve yerlerde kurulmuş olsalar da, kasaları, yönlendirenleri ve hırsızları aynı şahıslardır.

Yargılama sürecinde bu iki derneği ayrı tutmak olamaz. Kullandıkları logolar aynı olduğu gibi, "yardım gönderilmesi" için verdikleri Euro, Dolar ve TL hesap numaraları da aynıdır. Almanya Deniz Feneri ile Türkiye Deniz Feneri derneklerinin ayrı olduklarını iddia edenler, hırsızlıklarda bezi olan kimselerdir. Bunu söyleyen her kimse yargı önüne çıkarılmalı ve hırsızlıkların hesabı sorulmalıdır.

Yine tekrar ediyorum ki bu iki derneğin kurucuları ve hırsızları aynı kimselerdir ve hesap numaraları da aynıdır. Almanya kısmı yargılanarak karaparacı hırsızlar hak ettikleri cezaevine gönderilmişlerdir.

Alman hakimin belgeler ışığında karar verdiği bu dava sonucunda mahkeme zabıtlarına geçen sözlerini Türk Milletine aktarmak vatandaşlık borcumdur:

"Deniz Feneri e.V Almanya'da yaşayan Türk vatandaşlarını dolandırmak için kurulan bir organizasyon. En baştan beri insanlara yardım gibi bir niyetleri yoktu. Kendilerine para ve sermaye aktarmak için kurdular. Toplanan paraların ne yapılacağını Türkiye belirliyordu. Hiyerarşinin üst kademeleri Türkiye"de. Arka planda Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Mustafa Çelik, Harun Kapıyoldaş ve Zahit Akman var.”

Türkiye Deniz Feneri de aynı kirli işlerin içinde oldu ve "yardım" adıyla Müslüman halkımızdan çalınan paraların yüzde sekseni AKP'nin kasasına, yani "2. Mercümek Tayyip"in cebine indirildi. Toplanan paraların ne yapılacağını 2. Mercümek Tayyip belirliyordu.

Muhalefetin ve Vatandaş Kenan'ın baskılarından sonra Almanya'dan getirilmek zorunda bırakılan dosya açılmadan önce yapılması gereken bir dizi işlem vardır:

1). Türkiye Deniz Feneri Derneği mercek altına yatırılmalı ve topladığı bağışlarla birlikte nerelere yardımlar yaptığı belgelenmelidir. Yani Türkiye Deniz Feneri Derneği'nin defterleri ve bilgisayarları dahil el konulmalı ve didik didik edilmelidir.

2). Recep Tayyip Erdoğan'ın dokunulmazlığı kaldırılmalıdır. Hatta bizzat Başbakan Tayyip'in gönüllü olarak bu zırhtan sıyrılması yargı önünde hesap vermek istemesi beklenmelidir. Eğer hiç bir korkusu yoksa, TBMM'deki ÇETE'sine böyle bir istekte bulunur ve dokunulmazlığı kaldırılır.

3). Tayyip iktidarı öncesinde olduğu gibi Türk Yargısı bağımsız olmak zorundadır. Adalet Bakanlığı boyunduruğundan kurtarılmalı ve Ergenekon soruşturmaları ve yargılanmaları örneğinde bolca gördüğümüz Diktatör Tayyip'in zulmü kaldırılmalıdır. Soruşturmayı üstlenecek savcıların ve yargılayacak hakimlerin "Doğruluktan ve dürüstlükten şaşmamak" adına önce "Namus ve Şeref sözü" vermeli, daha sonra da Kur'an-ı Kerim üzerine yemin etmelidirler.

4). Almanca olarak Türkiye'ye getirilmiş olan Avrupa Deniz Feneri dosyası, en az yedi adet yeminli tercüman tarafından Türkçeye çevrilmeli, her biri birbirinden habersiz ayrı dosya hazırlanmalı ve Partilerin yetkili kıldığı ikişer üyeden oluşan bir komisyon tarafından incelenerek dosyanın doğruları yansıttığı, eksiksiz ve kusursuz olduğu kamuoyuna duyurulmalıdır. Bu işlemler yapılmak zorundadır.

5). Duruşmalar, yukarıdaki belgede adı geçen tüm şahısların, Başbakan Tayyip'in ve Oğlunun bizzat katılımlarıyla gerçekleşmelidir. Cevaplar avukatlardan değil, bizzat zanlılardan istenmelidir. Almanya'da cezaevinde bulunan Mehmet Gürhan ve Firdevsi Ermiş'in bu duruşmalara katılmaları sağlanmalıdır. Alman makamları bu isteği geri çevirmezler. Çünkü adaletin uygulanmasını bekleyenler zaten onlardır.

6). Almanya'daki yasadışı işlerin ortaya çıkarılmasından sonra ve yargılama sürecinde, Başbakan Tayyip ve Cemil Çiçek, Alman makamlarına baskı uygulamışlardır. Bu şahsıların Türk Yargısına da baskı uygulayacağı bilindiği sebebiyle, duruşmaların kamuoyuna ve Basın'a açık yapılması, hatta bir TV kanalının duruşmaları canlı olarak halkımıza sunması gerekmektedir. Bu uygulama zorunlu hale gelmiştir...

7). Ergenekoncu damgası vurularak sabahın köründe evinden paketlenen vatan evlatlarına uygulanan zulümler, yukarıda adı geçen hırsızlara da uygulanmalı ve onlar için de bir ESİR KAMPI oluşturulmalıdır. Duruşmalar hiç bir surette aksatılmamalı ve her gün devam etmeli, "Reddi Hakim Talepleri" reddedilmelidir. Hatta bu hırsızlık zanlılarının tamamı Şeriat yanlısı olduklarından, Şeriat Mahkemeleri'nde yargılanma istekleri sorulmalı, eğer kabul ederlerse, ülkemizde "geçici olarak" ŞERİAT MAHKEMELERİ kurulmalı ve cezaları kısasa kısas verilmelidir. (Yanlış anlaşılmasın, bir defaya mahsus geçici olarak ve sadece bu Şeriat yanlılarının yargılanması için...)

8). Yargılama süresince her gün yazacağım yorumları hakimler ve savcılar dikkate almalıdır. Çünkü 150 gündür bu pislik işin peşindeyim ve deşelemediğim konu kalmadı. Şimdiden peşin olarak ileteyim ki, eğer Türk Adaleti Alman Adaleti gibi dürüst olup "gereğini yapmak isterse", Başbakan Tayyip'e darağacı yolu bile gözükür. Çünkü bu pislik işlerin dört başrol oyuncusu var (yani malı götürenler): Başbakan Tayyip, Zekeriya Karaman, İsmail Karahan ve Zahit Akman. Uçurulan miktar 300 milyon Euro'yu geçiyor fakat Amerikan Bankalarına aktarılan kara para miktarı 15 milyon Euro... AKP'nin kasasına giren ve kömür, erzak, beyaz eşya gibi yerel seçim masrafı olarak seçemene dağıtılan miktar 100 milyon Euro... Bu kara paralardan seçimlere kadar 50 milyon Euro'su daha dağıtılacağı planlanıyor... İsimleriyle ve Almanya dışına çıkardıkları miktarla sıralayalım: Zahit Akman 14 milyon Euro... Mehmet Akif Beki 31 milyon Euro... Engin Yılmaz 70 milyon Euro... Ahmet Burak Erdoğan 130 milyon Euro... Mustafa Çelik 4 milyon Euro... Zekeriya Karaman 33 milyon Euro... İsmail Karahan 5 milyon Euro... Deniz Feneri araçlarıyla çıkarılan miktar 60 milyon Euro... Bu miktarlara ulaşmak isteyen savcılar Alman Adaletiyle işbirliği yapsın, ya da Vatandaş Kenan'la bizzat irtibat kursun......

9). Almanya'dan gelen dosya Adalet Bakanlığı'nda açılarak karıştırılıp incelendikten sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmiştir. Dosya paketinin Adalet Bakanlığı'nca açılmasından sonra Türk Milletinin kafasında soru işaretleri oluşmuştur? Adalet Bakanlığı'nda dosyaları karıştıran her kimse, önemli belgeleri çalmış olabilir. Bu sebeple Almanya Adalet Bakanlığı'ndan bilirkişi talep edilmesi ve dosyaların eksik olup olmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.

Deniz Feneri Hırsızlarına hesap sorulacaksa, geliniz önce Türkiye Deniz Feneri Derneği'nden başlayalım. Uçurulan ve Tayyip'in cebine giren miktar bir milyar dolardır. Hatta eğer devletim izin verirse, Almanya ve Türkiye Deniz Fenerleri yargılama sürecinde Vatandaş Kenan "Fahri Savcı" olmalı ve duruşmalara Türkiye Cumhuriyeti Devleti Adaleti adına katılmalıdır. Olması gereken adaleti yeniden tesis etmek istiyorsak, bu talebimi devletim geri çevirmemelidir.

Alman yargısı hiç bir surette hiç bir kimseye taviz vermemiştir. Türk Yargısı da kayırım yapmadan gerçekleri belgeleriyle ortaya çıkarmalıdır. Zimmetine yardım paralarını geçiren Başbakan Tayyip de olsa, Türk Adaleti gereğini yapmalı, hırsızlardan hesap sormalı ve cezasını vermelidir. Birbirini tanımayan fakat şirket kurup belgeler imzalayan yukarıda adı geçen hırsızlar, Recep Tayyip Erdoğan'ın tarikatdaşlarıdır. Yani hepsi de Nakşii'dir ve hepsi de hırsızdır. Hem de aşağılık bir hırsızdır. Felaketzedelere gönderilecek yardım paralarını zimmetlerine geçirmişlerdir.

Yukarıdaki belgede adı geçen şahısların tamamı, Avrupa Deniz Feneri Derneği'nin topladığı yardımları zimmetlerine geçirdikleri gibi, hepsi de karaparaların kuryeliğini yapmışlardır.

Engin Yılmaz'ın itirafına göre Türkiye Deniz Feneri'ne 7 milyon Euro aktarılmış fakat yasal bir belge yoktur. Yani bu aktarma işi yasa dışı yollardan yapılmış, kaydı tutulmamıştır. Almanya'dan Türkiye'ye kaçırılan 7 milyon Euro'ya kim kuryelik yapmıştır? Engin Yılmaz... Oysa Türkiye Deniz Feneri Derneği Başkanı Engin Yılmaz'ın Başbakan'a Tayyip'e teslim ettiği karapara tam 70 milyon Euro ve ayrıca (yeni paramızla) 110 milyon TL'dir... Yani sadece Engin Yılmaz'ın Tayyip'e aktardıkları toplam (eski paramızla) 260 trilyon TL'dir...

Başbakan Tayyip'in asker kaçağı ve kadın katili oğlu Burak, 130 milyon Euro (280 trilyon TL) getirmiştir...

Hamas'a gönderilmesi gereken 8 milyon Euro hala Zahit Akman'ın cebindedir... Fırsatını bulsa Tayyip'e aktaracaktır... Bu para nerededir? Hangi finans kurumundadır? Al-Baraka'nın hesapları neden karıştırılmıyor? Devletin müfettişlerinin elleri ve ayaklarına nuzül mü indi?

Deniz Feneri Davasının Almanya kısmı her ne kadar sonuçlanmış ise de, karanlıkta kalan bölümler fazlasıyla mevcuttur ve bunu ancak olması gereken Türk Yargısı ve Vatanaş Kenan ortaya çıkarabilir. Bu pislik işin ortaya çıkarılması için yukarıda 9 madde halinde sıraladığım konuların mevcut olması gerekiyor. Eğer bunlar yoksa, boşuna savcıları ve hakimleri uğraştırmayın derim. Olacaklar zaten ortada:Başbakan Tayyip, kendisini darağacına götürecek pislik bir iş için gönüllü olarak dokunulmazlık zırhından sıyrılmaz.

İstanbul ve Ankara Ağır Ceza Mahkemeleri, top oynar gibi dosyayı birbirlerin şutlayıp duruyorlar…

Aylardır bu böyle…

Bu yargılama işini şimdilik unutalım...
Çünkü Tayyip'în Ergenekon Davaları bitmez...
Deniz Feneri Boklu Kuyusu da açılmaz...

Fakat asla unutmayınız: Tayyip ve çetesinin cebine giren 300 milyon Euro nereden gelmişti? Tsunami felaketzedelerine gönderilmek üzere Almanya'da yaşayan Müslüman vatandaşlarımızın vicdanları sömürülerek toplanmıştı. Söz konusu felaketzedelere kuruşu dahi gönderilmedi...

Aynı pislik işin bir örneği de Necmettin Erbakan döneminde yaşandı. Sırpların Müslümanlara uyguladığı vahşeti malzeme edinen Erbakan, Türkiye'deki Müslümanların vicdanlarına sığındı ve trilyonlar topladı. Fakat kuruşu dahi gönderilmedi. Mercümek soyadlı bir hain, Erbakan adına kasa oldu... Dava zaman aşımına uğratıldı ve düştü. Çalan da karaparalarla uçtu gitti. Yardım paralarının akibeti hala meçhul...

Başbakan Tayyip'e "İKİNCİ MERCÜMEK" demek doğrudur...

Allah'ın adını kullanarak hırsızlık yapan aşağılıklardan hesap sorulmalıdır.

Özellikle Türkiye Deniz Feneri hırsızlıkları açılmalıdır. Çünkü hırsızlar, 1 milyar dolar kara parayı, seçimlerde kullanması için Tayyip’in cebine sokmuştur.

Aşağılık hırsız rezil köpekler…

İşte gördüğünüz bu namussuzlar sözde Müslüman…

Unutmayın: Sizler doğru olun, eğri belasını bulur...

Yağlı urganlarda sallandırılır…

Bu ülkeye bir kaç tane Vatandaş Kenan yeter...

Ordu gerekmez... 25/02/2009


Kenan Akkuş






KATİL TAYYİP’İN CİNAYETİNİ ÖRTBAS EDEN SAVCI

HABİP KORKMAZ ŞİMDİ ÇORLU BAŞSAVCISI

https://www.facebook.com/kenan.akkus.eskisehir (Tayyip'in emriyle kapatıldı)







HADİ ŞİMDİ SÖYLEYİN...

Hangi savcı bu hainler için iddianame hazırlayabilir?
Hangi hakim yargılayabilir?
... ve hangi gazete yayınlayabilir?

Bu cinayeti benden başka kamuoyuna sunan var mı?

Öldürülmeyi çoktan hak ettim de...
Beceremiyorlar...

Eğer ki bu hırsızlar yargılansaydı...
Binali'nin de kellesi kopardı...
Hırsız Tayyip'in de...
Tornavidacı Feridun ötmeye karar verince...
Adalet Bakanı Bozeşşeğin emriyle dava kapatıldı...

Kenan Akkuş (esrehber)





MUHSİN YAZICIOĞLU'NU BAŞBAKAN TAYYİP ÖLDÜRTTÜ

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu öldürüldüğü günden beri ısrarla “Hizbullah'ın suikastı sonrasında öldürüldüğünü” duyurmaktayım.

Ortada kazadan öte bir olay var ve devlet büyüklerimiz ilk beyanlarında (başta cinayetleri örtbas etmekle meşhur Cemil Çiçek ve Hizbullahçı Tayyip) “Bu bir kazadır” diyerek, suikast olabileceği akla dahigetirilmeyerek önyargılarını ortaya koymuşlardır.

Zaten enkaza ilk ulaşanların ve delilleri karartanların kimler olduğu ortadadır. 3 bin kişinin ve 25 helikopterin katıldığı kurtarma operasyonu tamamen fiyasko olduğu gibi, tamamen düzmece ve göstermelik bir senaryodur.

Eğer istenseydi, kazadan 10 dakika sonra, altı kişinin de üzerinde bulunan ve bunlardan sadece bir tanesinin cep telefonunun verdiği sinyallerle kazazedelerin tam yeri tespit edilebilir, kurtarma helikopterleri bölgeye ulaşırdı. Bilgi de, teknoloji de bu iş için ülkemizde vardır. 112’yi suçlamak ise sadece ahmak kafaların “sıyrılma” çaresidir fakat bunu Kenan yemez.

Maalesef ki Döngel Köylüsünün “köylerinin üstünden ve alçaktan uçan kırmızı bir helikopter geçtiği, daha sonra da patlama sesi duyduklarını, daha sonra bu durumu ilgili makamlara telefonla ilettiklerini”… Bu sözler gerçektir…

Döngel köylüsüne “konuşma yasağı koyan” kimler dersiniz? Enkaza ilk ulaşan köy korucularını susturan, ellerinden telefonlarını alan, koruculara “konuşma yasağı” koyan kimlerdir?

Hadi, sıkıysa konuşturun köylüleri… Aralarından bir tanesi konuşup, “faili meçhul” olmak ister mi acaba?

Bu konuda anlatacaklarım çoktur. Tezgah Fetullah Terör Örgütü’nündür, “Ergenekon safsatalarıyla ilişkilendirilmek adına” tezgahlanmıştır, fakat Vatandaş Kenan bunu yememiş ve “kaza”nın olduğu gün internet sitesinin en üst sayfasında yer vermiştir.

Ergenekon safsatalarının geçmiş dalgalarını hatırlayın. Geçin dalganızı bakayım… 11’inci dalga mıydı? “Baykal’a ve Bahçeli’ye de Ergenekoncular tarafından suikast düzenlenecekti…” Bu lafları ben etmedim. Hizbullahçı Tayyip’in Ergenekon savcıları haber verdiler. Fakat içlerinde Muhsin Yazıcıoğlu da var” diyemediler…

Oysa Muhsin Yazıcıoğlu’nun bindiği kırmızı helikopter’in arka pervanesine “uzaktan kumandalı bombalı düzenek” kondu. Havalandıktan kısa bir süre sonra patlatıldı. Pilot ve yolcular yüksek gürültü çıkaran helikopterin motor sesi sebebiyle patlamayı duymadı fakat pilot kontrolü kaybederek uzun bir süre alçaktan uçtu. Üstelik pilot acemi ya da sıradan bir pilot değil, bir çok tehlikeli durumda bile kullandığı helikoptere hükmedecek tecrübeli bir pilottu ve bu olayda çaresiz kaldı, aracını yükseklere havalandıramadı.

Çok yoğun sis olduğu, dondurucu soğuk olduğu doğru fakat yoğun bir kar yağışı olduğu yalandır. Yoğun bir kar yağışı olsaydı helikopteri tamamen kapatırdı.

Helikopterde bir radar cihazı vardı ve yoğun siste bile karşısına çıkacak dağları ve tepeleri fark edebilirdi. Helikopter çok alçaktan uçarak 150 metrelik bir tepeye çarparak infilak etti. Oysa bu helikopterin yüzlerce metre yüksekten uçması gerekiyordu, çünkü yolu uzundu.

Yerden yüksekliğini gösteren cihazın çalışmaması söz konusu olamazdı. Pilot hatası olamayacağı gibi, pilotun Muhsin Yazıcıoğlu’nu bilerek ve isteyerek öldürebileceği de düşünülemezdi.

Bu tezgah Ergenekon safsatalarının bir parçası olarak düzenlendi fakat Fetullahçıların elinde patladı.

Bölgeye giden ve iki gün sonra ancak ulaşabilen ilk kurtarma timi gelmeden saatler önce Fetullah Terör Örgütü’nün elemanları olan subaylar, bildikleri tezgahın delillerini sildiler. Helikopterin içinden bazı cihazları sökerek yok ettiler.

Helikopter düştükten sonra İHA muhabiri İsmail Güneş 112 Acil Servisi aramıştır. Bu konuşmada bacağının kırık olduğunu, helikopterde bulunanlardan sadece BBP Sivas il Başkanı Erhan Üstündağ'ın inlediğini, BBP Sivas il başkan yardımcısı Murat Çetinkaya ve pilot Kaya İstektepe'den ses gelmediğini, Muhsin Yazıcıoğlu'nu ise ortada olmadığını söylemiştir.

Bu konuşmalar İsmail Güneş'in son konuşması olmuştur. Kazadan 48 saat sonra helikopterin enkazı ve Muhsin Yazıcıoğlu dâhil 6 kişinin cesedi, arama ekipleri içerisinden 17 gönüllü civar köylüsü tarafından Sisne ve Kızılöz Köyleri arasındaki Keş Dağı Kuru Dere Kanlıçukur mevkiinde bulunmuştur.

Enkaz, 48 saat süren arama çalışmalarının yapıldığı bölgenin içerisinde değil 115 km uzağındaydı.

Alman bilirkişilerin bile içinden çıkamayacağı bu tezgah öyle bir ustalıkla hazırlanmıştı ki, bu iş için uzmanlaştırılmış Fetullahçılar bile başarılarına hayran kaldı. Bundan daha temiz bir iş olamazdı.

Hadi buyurun, sıkıştırın Hizbullahçı Tayyip’i… Telefon sinyallerini birkaç dakikada kesin ve net bulabilecek bir teknolojiye sahip olan Türkiye, nasıl ve hangi sebeple 115 km ötede 48 saat oyalandı?

Enkazdan 500 metre uzaklıktaki gazeteciye, kurtarma timindeki 3 bin kişi ve 25 helikopter nasıl ulaşamadı? Donup ölmesi mi beklendi? Anlatacaklarını hiç kimsenin duymaması mı gerekti?

Acaba bu yaşananlar Tayyip’in helikopterinin başına gelseydi, Tayyip kaç saniye sonra kurtarılırdı?

Bu olayda en dikkat çekici kısım: Kurtarma timinin başına geçerek her yere telsiziyle emirler yağdıran ve köylülerin ısrarla işaret ettikleri yöne değil de ters yöne insanları gönderen bu Hizbullahçı zat kimdir?

İşte bu Hizbullahçıyı bulup konuşturursanız, Muhsin Yazıcıoğlu’nu Tayyip'in emriyle  Hakan Fidan ve MİT ajanları tarafından öldürüldüğünü bulursunuz...

Suç delillerini yok eden Binali Yıldırım ve çetesi...


11/11/2012

Kenan Akkuş (esrehber)

https://www.facebook.com/kenan.akkus.eskisehir (Kapatıldı)




MİT, TAYYİP'İN EMRİYLE SUİKAST 
PLANLARI YAPMAYA DEVAM EDİYOR
ÇOK SAYIDA TOPLU KATLİAMLAR YAPACAKLAR
MİTİNGLERİ KANA BULAYACAKLAR




FACEBOOK,
TÜRKİYE'DEKİ TERÖRE
DESTEK VERİYOR

TAYYİP’İN EMRİYLE MİT, TEMİZLİĞE DEVAM EDİYOR
ANKARA’NIN GÖBEĞİNDE DEVLET TERÖRÜ


RECEP TAYYİP ERDOĞAN'IN KATLİAM EMRİNİ VERDİĞİNİ
 SEKİZ GÜN ÖNCE KAMUOYUNA SUNDUM, ERTESİ GÜN 
 https://www.facebook.com/esrehber 
İSİMLİ FACEBOOK SAYFAM KAPATILDI...


ULUSAL KATİLİMİZ TAYYİP VE  DEVLETİN TERÖR ÖRGÜTÜ MİT

Reyhanlı Katliamı:

52 kişinin öldüğü, 146 kişinin yaralandığı korkunç olayda Recep Tayyip Erdoğan, saldırının Suriye gizli servisi tarafından yapıldığı ileri sürdü. Katliamın arkasından El Kaide terör örgütü çıktı. MİT, katliamın yapılacağını bir ay öncesinden tespit edip Recep Tayyip Erdoğan’a bildirmesine rağmen hiçbir önlem alınmadı. Jandarma Eri Utku Kalın’ın istihbarat yazışmalarını Redhack’e sızdırmasıyla olay ortaya çıktı.  Reyhanlı Katliamı’nı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla MİT tezgahlamış, El Kaide teröristleri maşa olarak kullanılmıştı. Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla  soruşturmada gizlilik kararı verildi…

Diyarbakır Katliamı:

Patlamadan birkaç gün önce bombayı koyan Orhan G’nin gözaltına alındığı  ve serbest bırakıldığı anlaşıldı.. Herkes miting meydanına didik didik aranarak girerken bu şahıs aranmadı. O kadar büyük bomba aranmadan miting meydanına soktu. Saldırgan bombayı bıraktıktan sonra elini kolunu sallaya sallaya alandan çıktı. Recep Tayyip Erdoğan PKK’yı suçlarken, katliamın arkasından IŞİD çıktı. Diyarbakır Katliamı’nı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla MİT tezgahlamış, IŞİD teröristleri maşa olarak kullanılmıştı. Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla  soruşturmada gizlilik kararı verildi…

Suruç Katliamı:

Suruç Katliamının bombacısı Abdurrahman Alagöz olduğu ortaya çıktı. Katliamda canlı bomba olarak intihar etti. Abdurrahman Alagöz IŞİD terör örgütü üyesiydi.  Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla soruşturmada gizlilik kararı alındı.  Suruç Katliamı’nı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla MİT tezgahlamış, IŞİD teröristleri maşa olarak kullanılmıştı.

Ankara Katliamı:

Şimdi Ankara katliamı ve resmi makamlara göre 97 kişi öldürülmüştü…
Oysa gizlenen rakam 127 kişi…

Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla soruşturmaya gizlilik kararı alındı…

Seçim arifesinde neden bu katliam tezgahlanmıştı?
Recep Tayyip Erdoğan ve AKP yöneticileri, muhalefet partisine oy yerenlerin miting alanlarından kaçmasını mı istiyordu?

AKP mitinglerinde kuş uçurtmayan AKP ve Recep Tayyip Erdoğan, muhalefet partilerinin seçim mitinglerinde ve protesto yürüyüşlerinde halkın güvenliğini neden ihmal etmişti?

Ölen 97 kişinin arasında polis yoktu…
Her mitingde halkın arasında görev yapan sivil polisler ve MİT ajanları, Ankara mitinginde neden yoktu?

Katliam yapılacağını polis ve MİT biliyor muydu?

Evet…. Maalesef biliyordu…

Emir büyük yerden, Recep Tayyip Erdoğan’dandı…

Tezhag MİT’in ve Hakan Fidan’ın projesiydi…

Maşa her zaman olduğu gibi IŞİD militanlarıydı…

Kenan Akkuş (esrehber)
10/10/2015

NOTUlusal Katilimiz  Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla bir çok Facebook sayfam kapatılmış, bir çok sayfam engellenmiştir. Devletin terör örgütü MİT, katliamlarda Facebook yönetimiyle ortaklık yapıyor. İhbarlar engelleniyor. Kamuoyuna suç duyurusunda bulunuyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder